• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Görsel Destekli Tarih Videoları Sesli Tarih Menüsünde
    • Özgün Tarih Materyalleri
    • Tarihi Fıkralar
    • Tarih Yazılısından İnciler
    • Tübitak Tarih Proje Örnekleri
    • Sınavlar Bölümünde Bilgilerinizi Test Edebilirsiniz
    • Peygamberimizin Hayatı ve Örnek Ahlakı
    • KPSS Sunuları Yenileniyor
    • Bulmacalarla Tarih Öğreniyorum
    • Tarih Sunuları için tıklayınız.
    • En güncel tarih sunuları burada.
Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim

Erbaa Tarihi

    B-) ERBAA ADININ KAYNAĞI VE ERBAA’NIN TARİHÇESİ

 

1-)Erbaa’nın Adının Kaynağı

    Erbaa adının kaynağı ve zaman içerisindeki değişimi,çeşitli kaynaklardan araştırıldğında karşımıza birçok veri çıkmaktadır.Örneğin,bugünki Erbaa’nın temelini Erek Köyü ve mahallesi oluşturmaktadır. Erek, bazı ansiklopedik bilgilere ‘Herek’ olarak da kullanılmaktadır. Herek kelimesi; uzun sopa,fasulye sırığı,asmaların yere yatmasını önlemeye yarayan kazık anlamında kullanılmıştır.Uzun bir zaman ‘Erek’ olarak adlandırılan bölgeye,Tanzimat Dönemi’nde ‘Nevahi-i Erbaa’ ismi verilmiştir.Kelkit ve Tozanlı çaylarının birbirinden ayırdığı  Eyrek, Karayaka, Sunisa ve Tasabat adı verilen dört bölgeyi bir merkezde birleştirmesi,bu ismin verilmesinin nedenidir.Ayrıca,dört bölgenin her birinin nüfus yönünden birer nahiye büyüklüğünde olması da dördüne birden,dört nahiye anlamına gelen ‘Nevahi-i Erbaa’ isminin verilmesinde etkili olmuştur.

  1840 tarihinde yapılan servet sayımlarına ait defterde bölge, ’Kaza-i Erbaa’ adıyla zikredilmektedir.Ayrıca Erbaa’nın kaza merkezine ilişkin bilgilerde,yörenin eski adı olan ‘Erek’ isminin kullanıldığına da 1907 tarihli Sivas Vilayeti Salnamesi’nde rastlanılmıştır.Son olarak yukarıda ifade ettiğimiz ifadelerin yanında,yöreye Kelkit ve Tozanlı çaylarının bölgeyi doğudan  ve batıdan dörde bölmesi nedeniyle,bölgeye Arapça’da dört anlamına gelen ‘Erbaa’ adının verildiğidir.

2-)Erbaa’nın Tarihçesi

    Erbaa Yöresi’nin ilk çağlardan itibaren bir yerleşim birimi olduğu,bu bölgedeki yer isimlerinden ve yapılan çeşitli  arkeolojik araştırmlardan ortaya çıkarılan tarihi eserlerden anlaşılmaktadır.

    1957 yılında Tahsin Özgüç başkanlığında Horoztepesi höyüğünde yapılan kazılarda çıkan eserlerden bu bölgenin tarihinin Tunç Devri’ne (MÖ.2300)  kadar gittiği anlaşılmıştır. Bu eserler Ankara Etnografya müzesinde sergilenmektedir.

Ankara Etnografya Müzesi’nde Sergilenen Horoztepesi Höyüğünden Çıkan Eserler

     Bazı araştırmalar ışığında,Milattan 5000 yıl önce yaşamış Sümerler’in,Dicle ve Fırat arasında yer alan Mezopotamya Vadisi’ne ulaşmadan önce,ilk konak yerlerinin Kelkit  Havzası ve Ordu ili civarı olduğuna dair sonuçlara ulaşılmıştır.Tarihçilerin,ele geçirilen vesikalar, ve bölgede yapılan kazılar sonucunda ulaştıkları sonuç; Ordu,Tokar ve Kelkit Havzasındaki bazı yer adlarının,Sümerlilerin yaşamış bulunduğu Mezopotamya’da da kullanılmış bulunduğunu göstermektedir.Örneğin;Erbaa’nın ilk adı olan ‘Erek’ isminin Mezopotamya’da Sümerler’in başkentinin adı olarak kullanıldığı bilinmektedir.

   Bazı tarihçilere göre,Sümerler,Orta Asya’dan veya Kafkasya’dan gelerek Karadeniz Bölgesin’de,Tokat ve Kelkit havzasında yerleşmişler,daha sonra kendileri veya yakınları Mezopotamya’ya göç etmişlerdir.Ayrıca çeşitli kalıntılar ve tarihi kayıtlara dayanan araştırmalar,Erbaa’nın kapsadığı Kelkit Havzası ve civarının önceleri Sümerler’in ve Hititler’in elinde bulunduğunu daha sonraları sırasıyla Pontoslar’ın,Romalılar’ın,Emeviler’in ve Abbasiler’in ve Bizansılar’ın idaresine geçtiğini göstermektedir.

    Pontoslar’ın yönetimde olduğu dönemde, Erbaa’nın eski adı olan Erek kullanılmamış,yöreye ‘Tonorova’ adı verilmiştir.Daha sonra Hükümdar Mihridatopor tarafından,bölgenin ‘Opotorya’ olarak adlandırıldığı ve hükümet merkezinin de Opotorya’nın 16 km güneyindeki ‘Kafriya’ şehri olduğu tarihi kayıtlardan anlaşılmaktadır.

   Amasyalı ünlü coğrafyacı Strabon, Neosazara (Niksar) ve Pontöksen(Taşova) arasında bulunan ‘Fonorova’yı, Pontus’un en güzel bir parçası olarak nitelendirmiştir.Ayrıca ‘Liküs’ (Kelkit) ve ‘Iris’ (Yeşilırmak) sularının geçtiği bu geniş ve verimli vadinin zeytinyağı,üzüm,şarap ve hububatları ile ünlü olduğunu kaydetmektedir.

   Erbaa’nın Doğu Roma İmparatorluğu’nun idaresi altına girdiği dönemde,İmparator Pompey tarafından şimdiki ‘Boğazkesen’ mevkii, ‘Magnapolis’ olarak değiştirilmiş ve hükümet bugünkü Hayati (Doğanyurt) Bucağı’na bağlı ‘Emerya’ (Emeri Bağpınar) Köyü’ne taşınmıştır.Bundan seksen yıl sonra da hükümet merkezinin Neosazara’ya (Niksar) nakledilmiş olduğu bilinmektedir. Erbaa 344 ve 499 yıllarında iki büyük tahripkar depremle ağır hasara uğramıştır.

   Erbaa,11.yüzyılın sonlarına kadar Bizanslılar’ın egemenliğinde kalmış,daha sonra 1077 senesinde Selçuklu Sultanı 1.Kılıçarslan ile Anadolu’ya gelen Melik Danişment Ahmet Gazi tarafından zaptedilmiştir. Böylelikle bölgede Türkler’in yerleşmesi sağlanmıştır. Melik Danişment Ahmet Gazi’nin kurduğu beyliğin başkenti Sivas olmuştur.Erbaa 1140 ve 1164 yıllarında Bizanslıların hakimiyetine girdiyse de Selçuklu Sultanı 2.Kılıçarslan tarafından geri alınmıştır.Ancak ,yerli halkın Danişmentli Zünnün ve Şahinşah’ın yönetimini istemleri ve bu nedenle başkaldırmaları neticesinde Erbaa karışıklıktan yararlanan Bizanslılar tarafında yeniden ele geçirilmiştir.Ancak Danişment Sultanı Zünnün’ün Selçuklu Sultanı 2.Kılıçarslan ile iş birliği yapmaya hazırlandığını duyan Rumlar geri çekilmek zorunda kalmışlardır.Daha sonra 2.Kılıçarslan’ın ülkesini iki oğlu arasında paylaştırması sonucunda Erbaa, Kılıçarslan’ın büyük oğlu Rükneddin Süleyman Şah’ın topraklarının sınırları içinde kalmıştır.Erbaa’nın tarihi Tokat, ve Niksar’ın tarihine bağlı olarak gelişmiştir.15.yüzyılın ortalarına kadar Doğu Anadolu’daki çeşitli Türk devletleri ve Osmanlılar arasındaki sınır üzerinde bulunan Erbaa,1473 yılında Otlukbeli Savaşı ile kesin olarak Osmanlıların hakimiyetine geçmiştir.

   Erbaa’nın 1670’lerde çok küçük bir yerleşim birimi olduğu, bu tarihlerde yöreden geçen Evliya Çelebi’nin o zamanki adıyla Erek’e uğramayarak buraya 5 km uzaklıkta bulunan Eksel Köyün’de konaklayıp daha sonra Niksar’a geçmesinden anlaşılmaktadır.

   Sunisa, Karayaka ve Tasabat’ın Eyrek’le birleşmesi neticesinde Erbaa kazası adını alan bölge,1840 servet sayımlarında Tokat Sancağı’na bağlı Kaza-i Erbaa olarak kaydedilmiştir.

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam92
Toplam Ziyaret225365
Saat
Kanuni'den Mora Valisi Bali Bey'e
"Her iyiliğin kaynağı adalettir.Adil olmayan kişinin elinden çıkan iş,kötü iştir. Peygamberimiz "Bir günün adaleti yetmiş yıllık ibadetten üstündür" buyurmuştur.Öyle insanlar var ki ellerinde fırsat yok iken salih, abid ve zahit görünürler,ellerine fırsat geçince nemrut kesilirler, ..Hizmetinde kullandığın adamların dış hallerine aldanma!Mala muhabbet göstereni devlet hizmetinde kullanma! Zira o adamlar ki,Allah'ın bana emanet ettiği halkı ezerler,Kıyamet günü sorumlu benim!...

Ey Gazi Bali Bey ;  mansıbımın geliri masrafıma yetmez diye gam çekme.Ne dileğin varsa benden iste.Sana emanet ettiğim askerlerimin ve tebamın gençlerini evlat,ihtiyarlarını baba, yaşlılarını da kardeş bil...Bilhassa fukaraya şefkat ve muhabbetle ihsan kapılarını aç..."

 DÜNYADA SÖZÜ DOĞRU HAK TANIR BİR ADAM BULAMADIM

Sultan III.Mehmet bir gün yanında bulunan devlet büyüklerine:

-"Bu dünyada sözü doğru hak tanır bir adam bulamadım" deyince, etrafındakilerde sebebini sordular.Bunun üzerine III.Mehmet şöyle dedi:

-"Şeyhülislam Bostanzade Efendiye iltifat ettim, derhal cahil bîr kardeşini Rumeli kazaskeri yaptı.Gene cahil bir gence rica ile Selanik kadılığını verdirdi. Bundan sonra babamın hocası Saadettin’e iltifat ettim,doğru ve hak bilir dedim, o da oğlunu Anadolu kazaskerliğine ve bir diğer oğlunu da Edirne kadılığına tayin ettirdi işte görüyorsunuz,ben artık kime güveneyim?"

eyoreselpazar.com