• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Özgün Tarih Materyalleri
    • Tarihi Fıkralar
    • Tarih Yazılısından İnciler
    • Tübitak Tarih Proje Örnekleri
    • Sınavlar Bölümünde Bilgilerinizi Test Edebilirsiniz
    • Peygamberimizin Hayatı ve Örnek Ahlakı
    • Bulmacalarla Tarih Öğreniyorum
    • Tarih Sunuları için tıklayınız.
    • En güncel tarih sunuları burada.
ARİF ÖZBEYLİ
aozbeyli@gmail.com
EĞİTİM ÜZERİNE
19/01/2026

 

 

EĞİTİM ÜZERİNE

 

Son dönem yaşanan toplumsal bazı sorunlar (şiddetin yaygınlaşması, bilhassa çocuklarda), beraberinde toplumda bunun kökenlerini aramaya itti. Birçok etken üzerinde duruldu; ekonomik zorluklar, ailevi sorunlar, sosyal farklılıklar, cezasızlık algısı, sık sık yapılan infaz düzenlemeleri vb. gibi. Aslında bunların tamamının etkisinin olduğu yadsınamaz bir gerçek ama çoğu kısa vadeli ortaya çıkan sorunlar ve bunların çözümü de pek tabii olarak kısa vadeli olacaktır. Toplum içinde oluşan gelir adaletsizlikleri, üst ve alt sınıf arasında oluşan uçurumu daha da derinleştirmiş, her kesim kendi zenginini oluştururken arkada geçimini zor sağlayan, ailevi problemlerle uğraşan ( ki bu aileler genellikle çok çocukludur) boşanma ve cinayet gibi travmalar yaşayan anne, baba ve çocuklar bırakmıştır. Toplumda meydana gelen bu uçurum bu sıkıntıları yaşayan ailelerin çocuklarında da rahat yaşayan ve onlara göre zengin aile çocuklarına karşı bir nefreti de beraberinde getirmiştir. Bu sosyolojik bir olgudur. Bunun bilimsel çalışmalarla ortaya konması gerekir ki buna karşı etkili ve uzun vadeli çözümler üretilebilsin.

Peki bu yukarıda saydığımız sorunların uzun vadeli çözümü nedir? Pek tabii ki eğitimdir. Zaten birçok sorunun uzun vadeli çözümü eğitimdir. O halde bu sorunların ortaya çıkmasında da birinci derecede amil olan eğitimdir. Yukarıda bahsettiğimiz sebeplerin tamamı ikinci derecedir, çünkü eğitim hayatın her alanını etkilemektedir.

Avrupa yüzyıllar süren mücadeleler sonrasında toplumdaki sınıfsal farklılıkları ortadan kaldırdı. Fransız İhtilalinden sonra sınıfsal imtiyazlar büyük oranda ortadan kalktı. Türk toplumunda sosyal sınıflar olmadı ama her zaman sosyal statüsü yukarda olan birileri oldu ve toplum bunlara haddinden fazla kıymet verdi ve bir şekilde zımnen (örtülü) sosyal sınıflar oluştu. Bugün siyaset bile bizde örtülü bir sosyal sınıftır. Milletvekilleri ve aileleri halktan ayrıcalıklıdır. Maalesef hangi siyasi anlayış olursa olsun bundan rahatsızlık duymamakta,  sınıfsal farklılıklara en fazla karşı olan sol bile bundan şikayet etmemektedir. Toplum aslında kendiliğinden çeşitli ölçülere göre bir statü oluşturmaktadır ki en büyük hastalığımızdır. Eğitimin içinde bile bazı öğrencilere “siz farklısınız” diyerek zekaya üstünlük atfedilmiş, ya da sınıf şubeleri oluşturulurken hep sayısallar A şubesi olarak oluşturulmuş, seçme sınavlarıyla statü farklılığı olan yeni okul türleri oluşturulmuştur. Böylece öğrenciler birbirinden ayrıştırılmıştır. Diğer özellikler, bilhassa insani özellikler gözardı edilmiştir. Bunun yanında sınavları önceleyen bir eğitim anlayışı senelerdir okula, sınıflara egemen olmuştur. Okul yöneticisi, öğretmen ve veli öğrencinin netlerini saymakla meşguldür. Pedagoji, terbiye, ahlak bir kenara itilmiş, eğitimin tanımında ifade edilen “davranış değişikliği” unutulmuştur. Halbuki eğitimin en temel amacı davranış değişikliği oluşturmaktır, yoksa netleri artırmak değil.

Bir diğer husus seçme sınavlar sonucunda birçok çocuk ailesinin yanında okumak varken, dışarda okumak zorunda kalmış ve bu durum aile kontrolü ve bağlarının zayıflamasına yol açmıştır. A şehrinden B’ye, B şehrinden A’ya öğrenci göndermenin mantığını da anlamak mümkün değil. Bunun devlete getirdiği yük de ayrıca dikkate alınması gereken bir husustur.

Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok, gelişmiş birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi düz lise ve meslek lisesi gibi iki farklı okul türüyle bu kadar farklı okul türü ortadan kaldırılabilir. Okul içerisinde zaten rahatlıkla farklı bölümler açılabilir. Bölüm açmak yerine farklı okul türü açmak çok da mantıklı olmasa gerek. Böylece farklı zeka, farklı sosyal statü, farklı sosyal alanlardan öğrenciler bir arada okur ve toplumsal birlik, beraberlik, dayanışma ve yardımlaşma güçlendirilir. Böylece toplumsal sorunlar minimize edilir.

Senelerdir ihmal edilen yukarıda bahsettiğim sebepler (eksiklikler olabilir) ve diğer etkenlerin de itici gücüyle maalesef bu sorunları karşımıza çıkarmıştır.

Bu sorunun çözümü aslında davranış değişikliğine dayalı eğitimin öncelenmesi ve buna dayalı yapısal değişiklikler olabilir ve uzun vadelidir. Kısa vadede de yapılacak bazı taktiksel düzenlemeler sorunların derinleşmesini önleyebilir.

Yukarıda da ifade ettim, zekayı kutsallaştırmadan ama ihmal de etmeden öğrencinin duygusal gelişimine, duygusal zekasına (EQ) öncelik vermeliyiz. EQ, kişinin duygusal ve sosyal yönde iletişim becerisi, kendi duygularını tanıması, sorunlarla başa çıkmayı öğrenmesi, karşı tarafın duygularını anlayabilmesi (empati)forum.vatan.tc problem çözme yeteneğine, yardımseverlik gibi iyi meziyetlere sahip olması, doğru ve sağlıklı ilişkileri kurabilmesini kapsıyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar duygusal zekâsı yüksek kişilerin, iş yaşamında ve özel hayatında başarılı, çocukları ve eşiyle mutlu olduğunu, konuşmayı, kime ne söyleyeceğini iyi bildiğini, sosyal ilişkilerinin çok iyi olduğunu, problem çözmeyi iyi bildiğini ve liderlerin onlardan çıktığını gösteriyor. Duygusal zeka (EQ), empati, duyguları ifade etme ve anlama, mizacını kontrol etme, bağımsızlık, uyum sağlayabilme, beğenilme, kişilerarası sorunları çözme, sebat, sevecenlik, nezaket, saygı gibi hususları kapsamaktadır.

 Okullarda karşılaşılan en büyük problemlerden biri öğrencilerdeki ahlakî gelişimdir. Bunun en önemli sebeplerden birisi IQ’nun ve akademik başarının ön plana alınması, özellikle teste dayalı sınav sisteminin uygulanmasıdır. Bu sebeple en zor testleri çözebilen birçok öğrenci kişisel problemlerini çözememekte, meslek seçiminde de daha çok maddî beklenti içerisinde hareket etmektedir. Bu da idealleri olan, duygusal ve ahlakî olgunluğa ulaşmış nesillerin yetişmesini güçleştirmektedir. Özellikle LGS ve YKS (öğrenci dört yıl boyunca YKS gözlüğü takmaktadır) arasında sosyal aktivitelere karışamayan birçok öğrenci duygusal gelişimini tamamlayamamaktadır. Aslında Milli Eğitim Bakanlığı hazırladığı çeşitli yönetmeliklerle bu konuda çeşitli tedbirler alsa da fiiliyatta bu tedbirlerin birçoğu uygulamaya girememektedir. Bunların içinde en önemlisi de hiç şüphe yok ki Toplum Hizmeti uygulamasıdır. 2005 yılında çıkartılan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinin 12.  ve 13. Maddesine göre İlköğretimlerin 1, 2, 3.sınıflarında 5, 4, 5, 6, 7, 8.sınıflarında 10, Ortaöğretimlerde yılda 15 saat olarak düzenlenmiş olan Toplum Hizmeti maalesef ciddi bir biçimde uygulanmamaktadır. Toplum Hizmeti yapmayanlara yönelik ciddi bir yaptırım olmadığı gibi bir planı da yoktur. Gelişmiş bazı ülkelerle kıyasladığımız zaman toplum hizmeti saati çok az kalmaktadır. Toplum Hizmeti Amerika’daki okullarda 40 saatten 240 saate kadar değişmektedir. Dolayısıyla gerçekten ciddiye alınması gereken bir uygulama olduğu anlaşılmaktadır. Yine 2007 yılında yeniden düzenlenen Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Ödül ve Disiplin Yönetmeliği’nin Onur Belgesi’ni düzenleyen 9.maddesinin g bendindeYaşlı, yetim, öksüz, güçsüz, engelli ve benzeri durumda olanlara yardım amacıyla yürütülen toplum hizmetlerinde görev almakibaresi yer almaktadır.

Görüldüğü gibi eğitim tanımında ifade edilen “davranış değişikliği”ni sağlayacak birçok aktivite sınavlara feda edilmektedir. Halbuki bu tür aktiviteler öğrencinin sorumluluk duygusunu da geliştirecektir. Toplumumuzda davranış değişikliğine terbiye adı da verilmektedir. Nurettin Topçu Ahlak Nizamı adlı eserinde terbiye konusunda, “Terbiye bütün boşlukları doldurduğu zaman, adalet tabii realite haline gelecektir.” diyerek bunun özellikle bir devlet için hangi vazgeçilmez alanın etkileneceği konusunda da ipucu veriyor. Sınavlar hayatımızın bir parçası ama bunun bir araç olduğunu görmeli ve ona göre adımlar atmalıyız. Okul türleri azaltıldığında LGS’ye zaten ihtiyaç kalmaz. Üstün zekalı öğrencileri seçmek ve onları yetiştirmek o kadar da (sayıları az olduğu için) zor olmayacaktır. Liseden sonra yapılan sınavda (YGS) tek bir yıla indirgenebilir. Bugün LGS’de olduğu gibi sadece 12. Sınıfa dayalı yapılabilir. Tek bir yıla dayalı yapıldığında kazanlar konusunda ne kadar sapma olabilir ki, bunun etkilerinin, şu an ki olumsuz etkilerinden daha fazla olmayacağı açıktır. Liseye başlayan öğrencinin kafasından üniversite sınavını çıkarmalıyız ki, derslerine odaklanabilsin ve davranış değişikliğini sağlayacak, duygusal gelişimini tamamlayacak aktiviteler yapabilsin. Uzun vadeli toplumsal değişimin anahtarının bu olduğu tartışmasızdır. Kaliteli eğitim nasıl verilir konusu bu söylediklerimizi de içerse de bunun dışında bir husustur. Onu da ileride inceleyeceğiz.

ARİF ÖZBEYLİ- Eğitimci

 



59 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam58
Toplam Ziyaret1312055
Saat