• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Özgün Tarih Materyalleri
    • Tarihi Fıkralar
    • Tarih Yazılısından İnciler
    • Tübitak Tarih Proje Örnekleri
    • Sınavlar Bölümünde Bilgilerinizi Test Edebilirsiniz
    • Peygamberimizin Hayatı ve Örnek Ahlakı
    • Bulmacalarla Tarih Öğreniyorum
    • Tarih Sunuları için tıklayınız.
    • En güncel tarih sunuları burada.
ANTEP SAVUNMASI

ANTEP SAVUNMASI

 

“Evet, karşılarında yalnız bir avuç insan vardı. Evet, silâhsızdılar, müdafasızdılar, azdılar, evet bir avuçtular, fakat bir avuç TÜRKTÜLER ve bu, muzaffer Fransa ordusunu tevkife kafi geldi."

Türk tarihinde pek çok benzeri olan efsanevî ve destanı Türk kahramanlıklarından bir tanesi de Kurtuluş Savaşı’nda Antep’te yaşanmıştı.

Türk Antep’e saldırı Fransızlara çok pahalıya ödetilmiş ve Türk topraklarını istilâsında katlanılması gereken çok büyük güçlükleri ve o günkü şartlar da böyle bir istilânın imkânsızlığını gösterdiği gibi yaklaşık bir kolordudan ibaret düşmanı üstüne çekmek suretiyle de bütün çevrenin işgaline engel olmakla Kurtuluş Savaşı tarihindeki mümtaz yerini almıştır.

Antep’in Fransızlarca işgaline geçmeden önce işgal öncesinin kısaca hatırlanmasında yarar vardır.

Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Harbinden müttefikleriyle birlikte yenik çıkması sonucunda imzalamak zorunda kaldığı Mondros Mütarekesinin bazı maddelerini istedikleri gibi yorumlayan ve mütarekenin imzalanmasından iki ay gibi çok kısa bir zaman sonra Kilikya’yı Fransızlar; Antep, Maraş, Urfa’yı önce İngilizler, sonra da Fransızlar işgal ettiler.

Daha 1916 Mayısında I. Dünya Harbi devam ederken Fransızlarla İngilizler arasında Sykes Picot Antlaşması imzalandı. Antlaşma hükümlerine göre Irak (Bağdad, Bosna vilâyetleri), Filistin İngilizlere ve Suriye, Kilikya, Güney Anadolu (Antep, Maraş, Urfa), Musul ve çevresi Fransızlara, Irak’tan Filistin’e kadar olan saha da İngiliz nezaretine bırakılıyordu.

Taraflar daha sonra 1916 Eylülü’nde Londra’da yaptıkları bir diğer antlaşma ile Fransızlar Musul üzerindeki hakkından İngilizlerin lehine vaz geçirilmesine mukabil Suriye, Antep. Maraş ve Urfa Fransızlara bırakılıyordu.

Fransızlar Londra Antlaşması’ndan sonra öncelikle sahipsiz bir durumda olan Antep, Maraş ve Urfa’yı. daha sonra da Suriye’yi işgal etmeyi hesaplamışlardı. Ancak Türk gücü düşmanın bu bölgede Türklüğü ortadan kaldıracak, Türk vatanını parçalayacak planını tarihteki pek çok benzeri gibi gizli-açık hesaplarını sonuçsuz bırakmıştı.

Türk topraklarını işgale başlayan Fransızlar ikinci bir kahpeliği de, işgalde istifade etmek üzere yerli Ermen ilerden bir alay oluşturmakla gösterdiler.

Peki ama Fransızların özbeöz Türk ülkesine gösterdikleri bu sıcak ilgi nereden kaynaklanıyordu, beklentileri neydi, endişeleri var mıydı?

1914 yılında imparatorluğun borçları ve diğer ikrazatı toplam üç buçuk milyar franga ulaşmıştı. Fransa, ülkemizin alacaklıları arasında %60 pay ile ön sırada idi. Yatırımları ise 830 milyon frank civarındaydı.

Fransa’nın ülkemizdeki ticarî çıkarları da büyük boyutlara ulaşmıştı. Yine 1914 yılında Türk tüccarlarından 54 milyon frank alacaklı olan Fransız tüccarlardı. Aynı yılki ülke arasındaki ticarî mübadelelerin toplamı da 183 milyon franktı2.

Türkiye’de ticarî ve malî alandaki çıkarlarını Kanunî ve I. Fransuva zamanlarından kapitülasyonlarla sağlayan Fransa, Anadolu’da bağımsızlık bayrağını açan Türk milliyetçilerinin bu kapitülasyonları kaldırmalarından büyük ölçüde endişeliydi.

Fransa kültür sahasında da Türkiye’de çok önemli bir yere sahipti. Türkiye’deki bu nüfuzunu öteden beri ülkemize gönderdiği öğretmenler, uzmanlar, rahip ve rahibelerle kazanmıştı. Fransa’nın sadece İstanbul ve civarında dünya savaşı öncesinde ilk ve orta dereceli tam 53 okulu vardı, işte bu Fransa Anadolu Savaşı sonunda bu kültürel menfaatlerini koruyabilecek miydi?

Fransa’nın kapitülasyonlara kadar uzanan “tâbiyetine bakılmaksızın = Latin ibadet usûlü ”ne bağlı bulunan bütün doğu Katoliklerini Osmanlı hükümeti karşısında koruma hakkının, Anadolu’da istiklâllerini temin için ayaklanan Türklerce kaldırılacağından ve böylece doğudaki Fransız nüfuzunun yok edileceğinden de endişeliydi.

 

ANTEP’İN İŞGAL BAŞLANGICI

İşte umutları ve endişeleriyle kısaca özetlenen bu Fransa, Londra Antlaşması hükümlerine dayanarak 29 Ekim 1919’da Albay Saint Marie komutasındaki karargâhı ile Antep’e çıktı. İşgal birlikleri komutanı General Woyer ile Kolonel Saint Marie işgalin ertesi günü bir beyanname neşrettiler. Buna göre halkın güven ve huzurunun sağlanacağına teminat veriliyor, Osmanlı İdaresinin tasarruflarına riayet edilmediği belirtiliyordu.

Çok şiddetli tepkiyle karşılanan bu beyannameye, Müdâfa’a-i Hukûk Cemiyeti, Cemiyet i İslâmiyye, Belediye ve Mutasarrıflık vasıtasıyla verilen müşterek protestoda; Antep’in mütareke şartlama aykırı olarak işgal edildiği ve bu işgale halkın tahammül edemeyeceği gerekçesiyle, işgal hareketinden vaz geçilmesi istendi. Ayrıca Diyarbakır’daki 13. kolordu komutanlığı da aynı tarihte işgali telgrafla protesto ediyordu.

30 Kasım’da işgal komutanlığınca, Türk polis ve jandarmasının Fransız memurlarının emrine girmesi isteği de yine aynı şiddetle reddedildi.

 

 

FRANSIZ KUVVETLERİNİN TAKVİYESİ VE ŞAHİN BEY

 

Durumun vahametini gören Fransız komutanı Antep’teki birliklerini takviyeye başladı. 412.Alaydan iki bölük, 18. Cezayir avcı alayı karargâhı, bir süvari bölüğü, bir dağ bataryası ve üç istihkâm takımı Antep'e getirildi. 13 Ocak 1920’de bir fırka topçu heyeti erkânıyla, 75 mm’lik bir batarya ve bir sipahi bölüğü ile bu kuvvetler takviye edildi. Olayın Türkler tarafından büyük bir infialle karşılanmasından sonra 30 Aralık'ta Antep’te 10.000 kişiyi aşkın toplulukla bir protesto mitingi yapıldı.

1919 yılı sonlarına doğru Antep’te silâhsız direniş başladı. Daha sonra M. Kemal Paşa tarafından görevlendirilen Yüzbaşı Kâmil Bey Kilis’te millî bir kuvvet kurarak 18 Şubat 1920’den itibaren Fransız kuvvetlerine baskınlar düzenlemeye başladı. Diğer taraftan o sırada Antep Kuva-yı Milliye Komutanlığı’na getirilen ve asıl ismi Mehmed Said olan Şahin Bey mukavemet için bir yandan teşkilât kurmaya çalışırken diğer yandan da çevre halkına işgalin haksızlığını, ya-bancıların ve Ermenilerin zulüm ve tazyikini anlatıyordu. Şahin Bey, soyumuzun fıtrî kahramanlığı, zulüm ve esarete karşı direnme lüzumu, millî haysiyet, şeref ve vatan müdafaasının kutsallığı gibi konuları anlatırken yanındakiler onu büyük ve derin bir vecd içinde dinliyorlardı. Bu davranış ve konuşmalar çevre halkını olduğu kadar 10-15 saatlik mesafedeki köylülerin de Antep savunmasına istekle katılmalarını sağlıyordu. O, savaş sırasında ise en önde giden, şiddetli kurşun yağmuru altında gözünü kırpmayan, “vurun arslanlarım, koman yiğitlerim” naralarıyla kükreyen, etrafına cesaret ve metanet aşılayan Türk kahramanı idi.

İşte bu Şahin Bey millî kuvvetlerle 3 ve 18 Mart günleri Antep'e gelmekte olan iki Fransız piyade taburunu durdurdu Fransızlar bir tabur daha getirerek kuvvetlerini takviye ettiler. Nihayet 25 Mart’ta Kızılburun civarında bu muazzam düşman kuvvetine de taarruz eden Şahin Bey bir avuç kahramanla göğüs göğüse vuruşa vuruşa dört gün süren mücadeleden sonra Elmalı Köprüsü başında silâh arkadaştan ile birlikte son kurşunlarını atıncaya kadar mucizeler yaratarak savaştı. “Allah vatanımı kurtarır” feryadıyla oracıkta düşman süngüsüyle 28 Mart'ta şehit düştü.

Şahin Bey kuvvetlerinde otomatik tüfekler yoktu. Karışık bir halde Osmanlı,  Alman, İngiliz, Rus tüfekleri vardı. Cephane azdı. Tüfeklerin çok çeşitli oluşu, ikmâli de güçleştiriyor, hatta bazen da imkânsız hale getiriyordu. Sayı ve her türlü silâh üstünlüğünü elinde tutan işgal kuvveti karşısında köylerden gelmiş olup henüz talim ve terbiye görmemiş, eğitimsiz, disiplinden yoksun dağınık kuvvetler olmasına rağmen Şahin Bey ekibi ve çetelerimiz düşman saldırısına şiddetle, o kendisine atalarından intikâl eden kahramanlıklarla karşı koymak durumunda kalmıştı.

Halk şairlerimiz bu büyük Türk evlâdını;

 

“Şahin 'i sorarsan otuz yaşında.

Süngüyle delindi köprü başında.

Çeteler toplanmış ağlar başında.

Uyan Şahin uyan, gör neler oldu.

Sevgili Antep’e Fransız doldu."

mısralarıyla efsaneleştirmişlerdir.

Şahin Bey’in şehadeti yörede millî heyecanı doruğa çıkarmıştı. Antepliler daha bir güçle, daha bir şevkle ev ev sokak sokak çarpışmaya başlamışlardı. Muhasara altındaki halk mahzen güherçilesinden barut, tenekeden kapsül yaptı. Demirci dükkânları sabahlara kadar süngü yap ti. Halk yokluktan, deve, köpek eti yedi Halk her karış toprağı artık dişleriyle, tırnaklarıyla savunur olmuştu.

Savunmanın bu aşamasında 19 Mayıs'ta şehrin babamdaki Kurban baba tepesi alındı. İki taburdan ibaret 24. Türk Alayı Antep'e geldi. 22 Mayıs’ta güneyden Antep’e gelmekte olan Fransız takviye kuvvetine yapılan taarruz mermi azlığından başarılı olamadı.

Şahin Bey'den sonra Fransızlara karşı dövüşen Özdemir Bey (Milis Yarbayı Ali Şefik Bey) Haziran sonunda Antep'e gelmiş, değerli hizmetler görerek 8 Ağustos'ta Antep Millî Kuvvetleri Komutanı olmuştu.

 

MÜTAREKE

Mayıs'ta Ankara'dan Mutasarrıflığa ve Kuva-yı Milliye Kumandanlığına gelen telgrafta 30 Mayıs ta başlayıp 18 Haziran’da bitmek üzere Fransızlar la bir mütareke yapıldığı bildiriliyordu. Mütareke talebi Fransızlardan gelmişti.

29 Temmuz da yapılan taarruz sonucunda şehirde bir kısım yer ele geçirildi. Takviye alan Fransız komutanlığı 11 Ağustos‘ta Antep’in teslim olmasını istedi. Özdemir Bey bu teklifi derhal reddetti.

Şehri kurtarmak için 24. Alay ve millî kuvvetlerden kurulu bir müfreze ki takriben 2300 kişi, 18-19 Ağustos gecesi bir kısım kuvvetiyle Antep'e girdi.

 

Bu arada ekmeğini yedikleri topraklara, kendilerine kardeş muamelesi yapan insanlara ihanet eden Ermenileri savaş dışında bırakmak için Kılıç Ali ve Arslan Beylerin çabalan kesin sonuç vermedi. Şehir içindeki Ermenilerle sokak çarpışmaları şiddetlendi.

Merkez Kurulu Başkanı Ferit Bey, kuvvet gönderilmezse sorumluluğun üst makamlara ait olacağını bildirdi.

Antep’in kurtarılması için 9 Eylül’de Maraş’ta Yarbay Hayri Bey komutasında 9. Tümen teşkil edildi. Albay Selahattin Adil Bey komutasında bulunan Adana cephesi kumandanlığı 2. Kolordu Kumandanlığı adını aldı.

27 Aralık’ta 5. Tümen kuzeyden, millî kuvvetler Maraş-Antep yolunun iki tarafından. 9. Tümen Antep’in güney batısından taarruz ettilerse de başarılı olamadılar.

3 Ekim 1920’de düşman uçaklarınca şehre atılan beyannamelerde “isyan ediniz. Mustafa Kemal askerlerine itaat etmeyiniz. Fransızlar size hürriyet getirecektir. Antep’i terkedip beyaz bayrak açarak Fransız karargâhına geliniz’’ deniyordu.

Bu beyannameye Antep cephesi komutanı Özdemir Bey’in yolladığı cevap, kutsal vatan toprağını istilâya kalkışan Fransızların suratında bir kırbaç gibi şaklamıştı. Verilen bu tarihî cevapta:

“Hiç bir hain kuvvet Sevr Muahedesi'ni tatbike muvaffak olamayacaktır. Türk milleti hiç bir kuvvetin himayesinde yaşamaya razı olamaz. Mustafa Kemal Paşa, milletin öz fikrini temsil ediyor. Türkler kayıt altında yaşamaktansa ölümü tercih ederler. Biz. Fransızların vereceği hürriyete muhtaç değiliz. Biz hürriyetimizi silâhımızla muhafazaya kadiriz. Türk askeri karargâhınıza gelecektir. Beyaz bayrak açarak değil, krallarınızın himayesine sığındığı şanlı kırmızı bayrağıyla gelecektir. ”

1 Ocak 1921 günü General Gouraud teslim teklifinde bulundu ise de reddedildi.

Türk Antep'i kurtarmak için 25 Ocak ve 30 Ocak’ta yapılan taarruzlarda muvaffak olunamadı.

Sonunda 6-7 Şubat gecesi yapılan çıkış hareketinde ancak 400 er bir kaç subay. 7 -8 gecesi de 50 vatan sever kurtulabildi. Muhasara altındaki halk yiyeceği tükendiğinden çocuklarına ot yediriyordu.

Aylardır yokluklar ve imkânsızlıklar içinde müdafaası yapılan Antep nihayet 8 Şubat 1921de Fransızlara teslim olmaya karar verdi. Garnier-Dup’lessi 9 Şubat 1921 günü Antep'e girdi.

Aylarca asker ve silâhça çok üstün düşman kuvvetlerine göğsünü siper eden Antep, 10 ay 9 gün süren direnişten sonra artık düşmüştü Harap olan şehrin 30.000 kişilik nüfusundan yaklaşık 20.000 kişi kalmıştı.

 

Fransız orduları komutanı General Ciro. “Antep'in düşmesini görmek için Fransız ordusu on bir ay bekledi. Halbuki Anadolu'da bin Antep var’’ demek zorunda kalmıştı. Artık Fransa Antep’i, “Türk Verdün’ü” olarak selâmlıyordu.

Düşmanının bile taktiri tarihe tescil edilen Antep’e, BMM’nin kabûl ettiği 6 Şubat 1921 tarih ve 93 sayılı kanunla lâyık olduğu gazilik unvanını vererek şehrin adını “Gaziantep” yaptı.

Hâlâ ve yer yer yörede ayakla kalabilen evlerinin duvarlarında mermi izleri bulunan Gaziantep’e M. K. Atatürk, gönderdiği 25 Aralık 1936 tarihli mesajda:

“ .. Türküm diyen her şehir, her kasaba ve en küçük Türk köyü Gazianteplileri kahramanlık misâli olarak alabilirler. En eski çağlardan beri tarihî Türk yurtlarında Türklüğün yüksek varlığını kahramanlıkla tespit etmiş olanlarla şahsen beraber olduğumu beyan etmekten duyduğum zevk ve saadet yücedir" diyordu.

Biz de M. Ferit Tek gibi haykırıyoruz:

“Gaziantep, dünyada bir Türk kaldıkça senin ismin mukaddes tanınacak, dünya durdukça senin gazi kalan Türklüğün ebedî bir timsâli olacaktır."

Selâm gazilerine, rahmet şehitlerine...

 

Erdoğan M. Satıcı, Antep Savunması, Türk Dünyası Tarih Sergisi, sayı 11, Kasım 1987, s.28-31.

  
3 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam58
Toplam Ziyaret1312055
Saat